www.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.ws

Google
şifahane
BU SAYFADAKİ YAZILAR ALINTIDIR

Beslenmede doğru bilinen 7 yanlış

Kategori: saglik icin

Hani "yemekte su içilmez, ekmeği kesersen kilo verirsin" diye inanırız ya... İşte bunları unutun... Doğru bilinen yanlışları 7 maddede topluyoruz. İşte onlar;

 

Diyetisyen Serap Güzel beslenmeyle igili doğru bilinen yanlışları 7 maddede topluyor. İşte onlar;

1. Yemek esnasında asla su içmeyin -YANLIŞ

Su vücudumuzdaki her hücre, doku, organ ve bütün kimyasal tepkimeler için gerekli olduğundan çok önemli bir sıvı kaynağıdır. Yetişkinler için günlük ortalama 2-2.5 lt su gereklidir, bu da 8- 10 kupa demektir. Suyu ne zaman içtiğimizin önemi yoktur, günün her saatinde, yemeklerden önce, yemek sırasında veya sonrasında içilebilir. Üstelik yemek öncesinde ve yemekle birlikte içilen su midede doygunluk hissi yaratacağından yemek miktarını azaltmaya bile yardımcı olur. Su aynı zamanda besinlerin sindirilmesi, emilmesi ve boşaltılması için gerekli olduğundan yemek sırasında tüketilmesi daha faydalıdır.

2. Yemeğin hemen üstüne meyve yemeyin - YANLIŞ

Yıllardır söylenen diyet hurafelerinden biridir. Meyve çoğunlukla karbonhidrat ve su içeren bir besindir. Meyvedeki karbonhidrat bir şeker türü olan fruktoz ve glikozdur. Ama meyvelerin şeker içermesi yemeğin üstüne yenmemesi gerektiği anlamına gelmez. Fruktoz yemeklerle tüketildiği zaman farklı bir etki göstermez ya da yağa dönüşmez. Aksine yemek üstüne meyve yenmesi hem tatlı ihtiyacını azaltır hem de doygunluğu arttırır. Bunun yanında dikkat edilecek durum yenilen yemeğin miktarıdır, eğer yemek miktarı fazla olduysa yemeğin üstüne bir de meyve yenmesi alınan kaloriyi daha da attıracaktır.

3. Şeker miktarı yüksek meyveleri yemeyin - YANLIŞ

Muz, incir, üzüm...Bu meyveler maalesef diğer meyvelere göre daha şekerli ve hep dikkat edilerek tüketilen meyvelerdir. Aslında glikoz oranları daha fazla olmasına karşı porsiyon miktarlarına dikkat edilerek tüketilebilir. Aslında tatlı meyveler en doğal alınan tatlılardır. Bunu düşünerek tatlı tüketimi azalabilir. Aynı zamanda bir meyvenin tatlı tadının az olması kalorisinin daha az olduğu anlamına gelmez. Limonda bile bir miktar kalori vardır. 1 tane büyük muz 2 porsiyon meyve yerine geçer ve ona göre tüketilmelidir.

100 g, 1 küçük boy elma 58 kalori
100 g, 1 orta boy muz 85 kalori
100 g, 1 orta boy incir 80 kalori
100 g, 15 iri tane üzüm 67 kaloridir

Meyvelerin kalorilerine baktığımız zaman aradaki farklar hayatımızı karartacak büyüklükte değildir! Bir tane gofretin en az 250 kalori olduğunu düşündüğümüz zaman 15-20 kalori çok da önemli değildir.

4. Akşam 19.00 dan sonra hiçbir şey yemeyin - YANLIŞ

Böyle bir şey söz konusu değildir ve kişinin beslenme düzenine göre yeme saatleri değişebilir. Hiçbir yiyeceğin kalorisi gün içinde değişmez, önemli olan tüketilen besinlerdir. Genelde akşam yemeği sonrası daha hareketsiz geçer ve gece atıştırılan yiyecekler rahatsız edebilir. Fakat bu demek değildir ki saat 19-20.00 den sonra hiçbir şey yenmemelidir. Eğer geç saatlere kadar oturuyorsanız meyve, yoğurt, biraz ekmek peynir gibi kalorisi yüksek olmayan yiyecekler tüketilebilir. Çeşitli nedenlerle akşam yemeği geç saatlere kalıyorsa yine önemli olan neler yenildiği ve miktarlarıdır.

5. Karbonhidratlarla proteinleri karıştırmayın - YANLIŞ

 Bu konuda yıllardır gündemde olan ve bir dönem beslenme akımını değiştiren bir düşüncedir. Ancak bilimsel olarak ve sağlık açısından hiçbir geçerliliği yoktur. Bazı besinlerin doğal halinde bile karbonhidrat ve protein birlikte bulunmaktadır, süt, yoğurt, pirinç, makarna gibi… Günlük beslenmede karbonhidrat, protein ve yağlar dengeli bir şekilde bulunmalıdır, herhangi bir öğünde protein ve karbonhidratı birlikte tüketmemenin metabolizma çalışmasına herhangi bir faydası yoktur.

6- Nişasta oranı yüksek sebzeleri, mümkün olduğunca tüketmeyin- YANLIŞ

Bu sebzeler, patates, havuç, bezelye ve mısır gibi her zaman günlük beslenmeden uzaklaştırılmış ve bizim için zararı olan sebzeler gibi gösterilmiştir. Ancak bu sebzelerde gerekli vitamin mineral içerirler ve kalori değerleri de düşünüldüğü gibi yüksek değildir. Karbonhidrat değerleri yeşil yapraklı sebzelere göre daha fazladır ama bizi şişmanlatacak kadar değildir. 1 tane patates 1 dilim ekmeğe eşittir, kızartılmış ya da cips olmadığı sürece tüketilebilir. Mısır ve havuç da aynı şekilde salatada bir miktar olabilir, A vitamininden zengin besinlerdir. Bezelye ise protein ve posa açısından diğer sebzelere göre daha yüksektir. Bu besinlerin hiçbiri beslenmeden çıkarılmamalıdır.

7. Zayıflamak için önce ekmeği kesin- YANLIŞ

Kilo vermek için önce fazla tüketilen yağ, kızartılmış ve hamurlu yiyecekler azaltılmalıdır. Ekmek ise her öğünde en az 1-2 dilim olmalıdır, yoksa metabolizma için gerekli olan enerji kaynağı çok azaltılmış olur ve vücudun çalışması zorlaşır, vücut zor çalıştıkça kilo vermek zorlaşır. Aynı zamanda ekmek, pilav, bulgur, patates gibi karbonhidratlar tüketilmezse kan şekeri düşer ve sonraki saatlerde açlığa dayanmak güçleşir. Kan şekeri düşük bir şekilde yemeğe oturmak ise porsiyonları kontrol etmek açısından çok dikkat edilmesi gereken bir noktadır.

Radikal

13:01 - 12/7/2009 - yorum {1} - yorum yaz


Dikkat! İlaç kokteyli öldürebilir

Kategori: saglik icin
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hülagü Barışkaner, çoklu ilaç alımlarında, ilaç etkileşimlerine dikkat edilmediğinde ölümlerin yaşanabileceğini söyledi.
Her gün 8 ilaç aldığı belirtilen ve kullandığı ilaç kokteyli nedeniyle hayatını kaybettiği ileri sürülen dünyaca ünlü pop yıldızı Michael Jackson'un ölümüyle ilgili tartışmalar devam ederken uzmanlar çoklu ilaç kullanımının olası sonuçları ile ilgili uyarıda bulundu.

Doç. Dr. Barışkaner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çoklu ilaç alımının her yaşta olabileceğini bildirdi.

Vitaminler dahil vücuda alınan her ilacın toksik etkisi bulunduğunu ve insan sağlığına az ya da çok zararı olduğunu ifade eden Barışkaner, ''birden fazla ilaç alımında ise alınan ilaçların vücuda zararlarının daha fazla olması kaçınılmazdır. Çoklu ilaç alımları özellikle böbrek ve karaciğerlerde önemli tahribatlar ortaya çıkabilir'' dedi.

ÇOCUKLUK VE YAŞLILIKTA DİKKAT

Çoklu ilaç alımının, vücudun yaşlanmaya bağlı olarak fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremediği 50 yaşından sonrası ile henüz vücudun organlarının tam olgunlaşmadığı çocukluk döneminde olumsuz etkilerinin daha fazla olabileceğini ifade eden Barışkaner, bu dönemlerde daha dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Doç. Dr. Barışkaner, genel vücut işlevlerinin daha az direnç gösterdiği bu dönemlerde uzman hekimin kontrolü dışında kesinlikle ilaç alınmaması gerektiğini anlatarak, şunları kaydetti:

''Aslında hiçbir ilaç, uzman hekim tavsiyesi olmadan alınmamalı. Ancak çoklu ilaç alımlarında ve özellikle de çocukluk ve yaşlılık dönemlerinde buna daha fazla dikkat edilmeli. Doktor ilaç yazdığında hasta, varsa kullanmakta olduğu ilaçlar hakkında mutlaka doktoruna bilgi vermeli. Bilgi verilmemesi durumunda istenmeyen sonuçlar yaşanabilir. Örneğin, kalp hastalarında 'digoksin' le birlikte, antibiyotik olarak alınan 'gentamisin', antidepresan ilaç olarak 'paroksetin', idrar söktürücü 'furosemid ve ülser tedavisinde kullanılan kardenoksolon birlikte alındığında istenmeyen toksik etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu etkiler bazı durumlarda hastanın ölümüne neden olabilir. Bu ilaç kokteyli gibi etkileşim içerisinde olan çok sayıda örnek vermek mümkün. Bu nedenle ilaçları yazan doktorların iyi bir farmokolog da olması gerekiyor.''

Özellikle kalp hastalarının çoklu ilaç alımı konusunda daha dikkatli olması gerektiğine dikkati çeken Barışkaner, ''etkileşim içerisinde olan bazı ilaçların aynı anda alınması hastada istenmeyen yan etkilere yol açabilir, hatta hasta kaybedilebilir. Bu nedenle hasta, doktorunu aldığı ilaçlar konusunda mutlaka bilgilendirmeli'' şeklinde konuştu.

GÜNDE 10-12 İLAÇ

Özellikle ileri yaşlarda tansiyon, kolesterol, şeker, kalp, kemik erimesi, erkeklerde prostat gibi hastalıkların bir kişide toplanabileceğini ve buna bağlı olarak hastanın çok sayıda ilaç almak durumunda kalabileceğini belirten Barışkaner, yoğun bakımda tedavi gören bazı hastaların günde 10-12 ilaç aldığını, tedavilerine evde devam edilen bazı kronik hastaların da 7, 8'e kadar ilaç kullandığını söyledi.

Bu hastalarda ilaç etkileşimlerine dikkat edilmesi durumunda hastanın hayati bir risk taşımayacağını anlatan Barışkaner, çoklu ilaç alımlarının kişinin yaşam kalitesini ve süresini olumsuz etkileyebileceğini de sözlerine ekledi.
www.samanyoluhaber.com

13:58 - 10/7/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Kanseri önlüyor zayıflatıyor kalbe iyi geliyor

Kategori: meyveler
Yaz mevsiminin vazgeçilmez meyvelerinden karpuz, içeriğinde bol miktarda bulunan ''laykopen'' maddesi nedeniyle kanser türlerine karşı etkisinin yanı sıra kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı oluyor.
Karpuzun yüzde 95'inin sudan oluştuğunu bildiren uzmanlar, temizleyici özelliği nedeniyle böbrekleri çalıştırdığını ve idrar söktürdüğünü belirtti.

Yaz mevsiminde insanlara bol miktarda karpuz tüketmelerini tavsiye eden uzmanlar, ''laykopen'' maddesinin antioksidan özelliği nedeniyle kansere karşı koruma sağladığını ifade etti.

Kansere yol açan en büyük sebeplerden birinin doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, karpuzun içeriğinin zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engellediğini bildirdi.

-ZAYIFLAMAK İÇİN İDEAL-

Uzmanlar, karpuzun besin değerinin kabuğunda saklı olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

''Bu nedenle, olabildiğince kırmızı etli kısmın altındaki beyazımsı kısmı tüketmeye bakmalısınız. Kısa sürede çok kilo vermenin bir yolu da karpuz rejimi yapmaktan geçiyor. Bol miktarda su içermesi, şeker barındırması ve boşaltımı hızlandırması gibi özellikleri nedeniyle kilo vermeyi sağlayabiliyor. Ancak süreyi kısa tutmak ve tek yanlı bu beslenmeye yüklenmemek koşuluyla.''

Karpuzun besin değeri açısından da oldukça zengin bir meyve olduğunu belirten uzmanlar, orta boy bir karpuzdan kesilen ince bir dilimin 6.4 gram kanbonhidrat, bir miktar protein ve yağ ile 26 kalori içerdiğini bildirdi.

Karpuzun yüksek miktarda su içerdiğini ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağladığını anlatan uzmanlar, karpuzun bu özelliklerinden yararlanmak için yemeklerden çok önce, mide boşken tüketmek gerektiğini söyledi.

Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan ''cucurbocitrin'' adlı maddeyle kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu ifade etti.

Uzmanlar, yağ ve kolestrol içermemesi ve kalorisinin de düşük olması nedeniyle yaz aylarında yapılan diyetlerde özel bir yeri bulunan karpuzun tüketilmesi için olgunlaşmış olmasına özen gösterilmesi gerektiğini bildirdi.

Tatlı, sulu ve olgun bir karpuz seçmek için kabuğunun renginin parlak değil, mat olmasına ve tırnakla hafifçe kazındığında yeşil kısmının kolayca çıkmasına, toprağa oturan kısmının renginin açık sarı olmasına dikkat edilmesi gerektiği belirtildi.

Uzmanlar, kesilerek alınan karpuzun içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edilmesini istedi.
www.samanyoluhaber.com

15:52 - 8/7/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Mutfağınızdaki Şifa Kaynağı:BAL

Kategori: bal

 

Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de “onda insanlar için şifa bulunur” dediği bal, mutfaklarımızın vazgeçilmezleri arasındadır. Balın mideye, göze, ağız ve boğaz hastalıklarına, damarlara, sarılık hastalığına, sızı ve ağrılara yönelik tedavi edici birçok özelliği bulunmaktadır.

 

 “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları kovanlardan kendine evler edin! Sonra her türlü üründen ye de, Rabbinin sana müyesser kıldığı yollara çık. Karınlarından, çeşitli renklerde bir şerbet çıkar ki, onda insanlar için şifa bulunur. Düşünen bir topluluk için bunda bir âyet vardır. (Nahl, 68-69)

M.Ö 3500 yıllarına kadar uzanan, tarihin en eski mesleklerinden biri olan arıcılık sayesinde, Kur’an-ı Kerim’de işaret edilen mucize gıda “bal”la tanışıp, onun saymakla bitmeyen faydalarına erişebiliyoruz…

Peki, içeriğinde bu denli şifalar barındıran “bal” mucizesi nasıl oluşuyor biliyor musunuz? İşte Kur’an’ın ifadesiyle “arının karnındaki yarı sindirilmiş” bu özel gıdanın mucizevî oluşum öyküsü…

 

Bal mucizesi

Bilindiği gibi balın ana malzemesi, arıların çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından topladıkları “nektar”lardır.

Arıların meyve ve çiçeklerden topladıkları nektar, midelerindeki “bal midesi” diye adlandırılan özel organda, kimyasal bir değişime uğrar ve içinde birçok vitamin ve mineral bulunan ağır şekerli bir sos halini alır. 

Daha sonra bal, bu çalışkan canlılar tarafından “kusularak”, kovanlarındaki hücrelere yerleştirilir ve bozulmaması için üzerleri mumdan bir kapakla örtülür.

Bal, petek içindeyken arılarca sağlanan özel havalandırma sistemi sayesinde bildiğimiz tat ve kıvamına gelir.

Üretilen bu balın rengi, şeker dengesi ve tadındaki farklılık tamamen toplanan nektarların çeşidiyle alakalıdır. Balın kokusunu, çiçeklerdeki aromalı "volatil" yağı verir ki bu yağ, aynı zamanda çiçeklerin kokularını sağlayan yağdır.

Bir-iki cümleyle bilimsel yönünü açıkladığımız bal üretimi, aslında çok büyük bir çaba gerektirir. Örneğin, sadece 500 gram ham nektarı toplamak için 900 arının bir gün boyunca çalışması gerekmektedir. Toplanan bu miktarın ise ancak az bir kısmı bala çevrilebilir.

Çiçeklerdeki nektardan elde edilecek balın miktarı, tamamen getirilen nektarın şeker oranına bağlıdır. Örneğin; elma çiçeğinin fazla şekeri bulunmaz. Bu yüzden bu ağaçtan elde edilen nektarın çok azı bala dönüştürülebilir.

Bal yapımını hayatın içindeki basit bir programlandırmadan, büyük bir mucizeye çeviren şey ise, bal arılarının çok az miktarda bal üretebilmek için verdikleri kıyasıya mücadeledir…

Örneğin, 450 gramlık saf balı elde edebilmek için yaklaşık olarak 17 bin balarısının 10 milyon çiçeği ziyaret etmesi gereklidir. Arının yiyecek aramak için ihtiyaç duyduğu ortalama bir gezinti, yaklaşık olarak 500 çiçek ziyaretini gerektirir ve bu 25 dakika sürer. Bu yüzden 450 gram saf bal elde etmek için arıların 7000 iş saati çalışmaları gereklidir.

Son derece zahmetli ve yapılması mümkün olmayan bir iş gibi dursa da, arılar, balı ihtiyaçlarından kat kat daha fazla üretirler. Kuşkusuz ki bu, Allah'ın insanlara verdiği güzel bir nimet ve görmeyi becerebilenler için kusursuz bir mucizedir…

 

Balın içeriği

"Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz." (Nahl Suresi, 66)

Balın hiç şüphesiz ilk akla gelen özelliği tadını doyulmaz kılan şeker lezzetidir. Bu özel lezzeti bala içeriğinde bulunan 3 özel bileşik sağlar; Üzüm şekeri (% 34), sakroz (% 2) ve meyve şekeri (% 40).

Bundan başka, balın % 17'si su, geri kalan % 7'lik bölümü ise demir, sodyum, sülfür, magnezyum, fosfor, polen, manganez, alüminyum, gümüş, albümin, dekstrin, nitrojen, protein ve asitlerden oluşur. Balın kalitesini belirleyen ise, bu % 7'lik karışımın niceliğidir.

Balı sofra şekerinden ayıran çok önemli bir fark vardır. Şeker, ancak sindirim sisteminde değişime uğradıktan sonra kana karışabilirken, bal sindirime gerek olmadan çok süratli bir şekilde kana karışır. Çünkü balın içeriğindeki şeker karışımı, “basit şeker” diye adlandırılan, vücudun sindirime gerek olmadan emebildiği çok özel bir karışımdır… Yani balın çok özel mucizelerinden biri de, insan vücudunun en yüksek derecede ve en hızlı şekilde faydalanacağı şekilde tasarlanmış olmasıdır. Ilık su ile karıştırılan balın, birkaç dakika içinde vücuda enerji verdiği bilimsel olarak tespit edilmiş bir gerçektir…

 

Şifa kaynağı bal

“...Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” (Nahl Suresi, 69) 

Kuran’da defalarca zikredilen ve şifaları övülen mucize besin “bal”ı, Peygamber Efendimiz de övmüş ve bu besinin yenilmesini tavsiye etmiştir… İşte Allah Resulü’nün (s.a.s.) bal hakkındaki birkaç hadisi şerifi:

“Bal şerbetinden daha üstün bir ilaç bulunmaz.”

Enes İbn Malik (r.a): “Peygamber (s.a.s.) hasta olduğu zaman, ağzına bir avuç çörekotu atar, üzerine de su veya bal şerbeti içerdi.” demiştir.

“Her kim, her ay üç gün aç karnına bal şerbeti içerse felç, cüzzam ve abraşlık gibi hastalıklardan korunmuş olur.”

“Doğum yapan (lohusa) kadınlar için yaş hurma, hasta kimseler için bal gibi şifa yoktur.”

“Bal bütün devaların efendisidir. Onun hakkında Allah Teâlâ  ‘insanlar için onda şifa vardır’ buyuruyor.”

 

İbn-i Sina diyor ki:

1- Bal mideye kuvvet verir.

2- Göze kuvvet verir.

3- Şerbeti ile gargara yapılırsa, ağız ve boğaz hastalıklarına şifa verir.

4- İdrarı söktürür.

5- Şerbeti içilirse damarları açar.

6- Sarılığa, karındaki toplanan sulara karşı şifa kaynağıdır.

7- Çeşitli sızı ve ağrılara karşı iyi gelir.

8- Bal, çörek otu yağ karıştırılıp içilirse, mafsal ağrılarını izale eder.

9- Balgamı keser.

10- Soğuktan meydana gelen bütün hastalıklara karşı şifalıdır.

11- Nar suyuna karıştırılır göze sürme gibi çekilirse, gözün keskin görmesini sağlar.

12- Bal, su ile şerbet yapılır, içilirse karın ağrısını izale eder.

 Hatice Kübra Tongar | Sayı: 60 |  01.03.2009 moral dünyası dergisi

 

13:10 - 25/6/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


En Doğal Antibiyotik; Adaçayı

Kategori: cay

Aysun ÖZPOLAT • 41. Sayı / ŞİFALI BİTKİLER

EN DOĞAL ANTİBİYOTİK ADAÇAYI

Çok iyi bir antiseptik (mikrop öldürücü) olan adaçayı, kuvvet verici ve uyarıcı etkisiyle birçok insan tarafından tercih ediliyor. Uyku düzenini sağlayıcı özelliği ile de bilinen adaçayı hastalık sonrasında kullanıldığında vücuda kuvvet kazandırıyor. Bunların yanında adaçayı mide bulantısını kesip, sindirimi düzenler, en etkili nezle ilacıdır. Bademcik ve dişeti iltihaplarına iyi gelir.  Doğal bir antibiyotiktir. Kanı temizleyip, yüksek tansiyonu düşürür.

Aktarlardan rahatlıkla bulunabilecek olan “adaçayı yağı” yara üzerine tatbik edilerek uygulandığında antiseptik özelliğini en iyi şekilde ortaya çıkarır. Adaçayı yağından günde 3 damla, 1 fincan suya damlatılarak içildiğinde bronşit, astım ve adet düzensizliğine faydası olur. Ancak kullanım miktarına çok dikkat etmek gerekiyor.

HANGİ HASTALIKLARA NE KADAR KULLANILMALIDIR?

Adet kanamasını söktürmek için, kaynamakta olan 1 litre suyun içine, kuru yaprak veya çiçek karışımından yarım avuç atılır. Çayın altı kapatılarak demlenmeye bırakılır. Yemeklerden sonra 1 fincan içilir. (Bu çay depresyondan kurtulmak için de kullanılır. Rahatlatıcı bir etkiye sahiptir.)
Ağız yaralarına ve nefes kokularına karşı ağzımızı her gün birkaç kez adaçayı ile çalkalayabiliriz. Adaçayının tıpkı maydanoz ve nane gibi nefes tazeleyici özelliği vardır.  
  
Bademcik iltihabı için, 1 bardak kaynar suya, 10 –12 gram adaçayı konulup, 5 dakika kaynatılır. Oluşan karışımla boğaz gargara yapılır.     

Diş ve dişeti iltihapları için 250 ml. kaynar suya 2-3 çay kaşığı adaçayı yaprağı karıştırılarak dişler ovulur.
Egzama için, 1 bardak suya, 10-15 gram adaçayı konulur. 5 dakika kaynatılıp, bu suyla hastalıklı bölgeye yıkama ya da kompres yapılır.

Vücutta oluşan iltihaplar için, 1 bardak kaynar suya, 2–10 gram adaçayı konulur. 10 dakika bekletilip, günde 2–3 bardak içilir.

Menopoz için, 1 bardak kaynar suya, 2 gram adaçayı konulur. 10 dakika bekletilip, günde 2–3 bardak içilir.
Soğuk algınlığı için, 1 bardak kaynar süte, 2–10 gram adaçayı konulur. 10 dakika bekletilip, günde 2–3 bardak içilir.

UZMANDAN ÖNERİLER

İçinde doğal fitoöstrojenlerin bitkisel östrojen olması nedeniyle adaçayını erkeklerin aşırı miktarda ve uzun süreli kullanmaları önerilmiyor. Aşırı kullanımda kan basıncını yükseltiyor. Adaçayının çarpıntıya neden olan “thujone” maddesi içerdiği için çok yüksek dozlarda kullanılmaması gerekiyor. Günde 3 kahve fincanından fazla içilmemesi öneriliyor Hamilelik döneminde kesinlikle kullanılmaması gereken bu bitki demlenerek hazırlanmalı. 2 dakikadan fazla kaynatıldığında, zararı faydasından çok hale geliyor.

SEMERKAND AİLE - : 41. Sayı

 

16:07 - 23/6/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Hem koruyor hem de güzelleştiriyor

Kategori: meyveler

Limon kabuklarının kansere karşı koruyucu etkisi kanıtlandı

C vitamini içerdiği için hastalıklara karşı da koruyor. Limon sadece sağlıkta değil, güzellikte de etkili.

İşte limonun güzelliğe faydaları: Tırnakları parlatıyor: Tırnaklarınızı 10 dakika limon suyunda bekletin. Ellerinizi limon suyuyla ovuşturun.

Sirke, sıcak su karışımı ile fırçalayın. Sonra durulayın.

Lekelerde etkili: Yatmadan önce limon suyu ile ellerinizi ve yüzünüzü iyice ovuşturun. Sabah ılık suyla ellerinizi ve yüzünüzü durulayın. Siyah, kahverengi lekelerin kaybolması için bu işlemi her akşam yapın.

Güçlü saçlar: Dökülen ve cansızlaşan saçlarınızı yeniden canladırmak ve parlaklık kazandırmak için 3/4 fincan zeytin yağı, 1/2 fincan bal ve aşağı yukarı 3 yemek kaşığı limon suyunu karıştırın. Saçlarınızı suyla durulayın, havluyla kurulayın ve daha sonra az bir karışımı tarakla saçlarınıza yedirin. Daha sonra saçlarınızı plastik bone ile sarın 30 dakika bekleyin. Şampuanlayın, durulayın, parlaklığı fark edeceksiniz.

Nefesi tazeliyor: Nefesiniz kötü kokuyorsa ağzınıza birkaç damla limon suyu damlatın ve yutun. Sitrik asit, kötü kokuya neden olan bakterileri öldürecektir.

 

www.samanyoluhaber.com

21:06 - 6/2/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Antibiyotiğin bilinmeyen zararı

Kategori: saglik icin

Soğuk algınlığı en çok nasıl bulaşır ve en çabuk nasıl iyileşir?

Soğuk algınlığının kesin tedavisi yoktur. Zaten, halkımız bu hastalığın tedavi edilirse 7 günde, tedavi edilmezse 1 haftada geçtiğini çok iyi bilir. Tedavide amacımız, hastalık belirtilerinin giderilmesi ve kişinin rahatlatılmasıdır. Antibiyotik kullanmak gereksiz, hatta zararlıdır...

Isı değişikliklerinden en çok dış ortamla sürekli temas halinde olan üst solunum yollarımız etkilenir ve hastalıklar kaçınılmaz olur. Bu hastalıkların başında da soğuk algınlığı gelir. Halk arasında üşütme veya nezle isimleriyle de bilinen bu hastalığın sebebi bir cins küçük mikrop olan virüslerdir.

AH ŞU VİRÜSLER

Soğuk algınlığına neden olan virüslere solunum yolları virüsleri ismi verilir. Bunların pek çok çeşidi vardır, ama başlıcaları rinovirüsler, koronavirüsler, adenovirüsler, influenza ve parainfluenza virüsleridir. Sadece rinovirüslerin kendi içlerinde 100'den fazla türleri olduğunu söylersek sonbahar hastalığının ne kadar çok etkeni olduğu kolayca anlaşılır.

RİSK FAKTÖRLERİ

Yaş: Hastalık küçük çocuklarda daha çok görülür. Yaşamlarının ilk dönemlerinde yılda 4-5 kez hastalanan bebekler, büyüdükçe bağışıklıkları da arttığı için daha az hastalanırlar

Cinsiyet: Erkek çocuklar kızlara göre daha hassastırlar.

Kalabalık evler: Ev ne kadar kalabalıksa ve ne kadar küçükse, nezle riski de o kadar fazladır. Böyle ortamlarda bulaşma daha kolay olmaktadır.

Sigara: Sigara tiryakileri hem soğuk algınlığına hem de diğer solunum yolları hastalıklarına daha duyarlıdırlar. Ayrıca, evlerinde sigara içilen kişilerde de soğuk algınlığı riski daha yüksektir.

Bu durum özellikle 1 yaşın altındaki bebekler için çok önemlidir.

Hava kirliliği: Hava kirliliği solunum yolları savunma sistemlerini zayıflatarak soğuk algınlığı riskini artırır.

Beslenme: A vitamini eksikliği hastalık riskini artırır. Anne sütü almamış bebekler de risk altındadırlar.

Alkolizm: Alkoliklerin de diğer infeksiyonlara olduğu gibi nezleye de dirençleri daha azdır.

Allerjik bünye: Astım, egzema gibi allerjik hastalığı olanlarda solunum yolları viral infeksiyonları daha fazla görülmektedir.

Stres: Stres solunum yolları duyarlılığını artırarak hastalığın seyrini olumsuz yönde etkiler. Çoğu kez stresle birlikte bulunan sigara, alkolizm, kötü beslenme, uyku bozuklukları da yardımcı faktörlerdir.

Belirtileri neler?

Hastalık ani olarak burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı ve boğaz ağrısı gibi belirtilerle başlar. Gözler de de kızarma, sulanma ve yanma olabilir. Ateş genellikle normaldir, ama bazı kişilerde hafif olarak yükselmiş de bulunabilir. Bir çok hasta kendini yorgun, keyifsiz ve bitkin hissedebilir. Baş ağrıları olabilir. Birkaç gün süren belirtiler 1 hafta içinde tamamen kaybolur.

Nasıl bulaşır?

Virüsler hasta kişinin hapşırması, öksürmesi sırasında havaya karışırlar. Sağlıklı kişiler de bu virüsleri burun veya gözler aracılığıyla alırlar. Virüsler, tokalaşma sırasında ve hatta virüsle kirlenmiş kalem, gözlük, mendil gibi eşyalarla da bulaşabilirler. Virüslerin üremeleri için en ideal yer ısısı 33-34 derece olan burun boşluğudur. Rinovirüsler, kolay kolay zatürreeye sebep olmazlar, çünkü akciğerlerin ısısı 37 derece civarındadır ve bu sıcaklık virüslerin üremeleri için uygun değildir.

Tehlikeli midir?

Soğuk algınlığı, hemen daima hafif seyreder ve kendiliğinden de geçer fakat tüm dünyada en çok görülen ve en çok iş gücü kaybına yol açan bir hastalıktır. Vücut direnci düşük olan kişilerde ve çocuklarda orta kulak iltihabı, sinüzit, bronşit ve zatürree, astım krizleri.. gibi hastalıklara sebep olabilir.

Korunmak için neler yapılmalı?

Hasta kişilerle tokalaşmak, öpüşmek gibi yakın temastan kaçınmalı
Eller sıkça ve bol su ile iyice yıkanmalı
Ellerin göz ve burun ile teması önlenmeli
Hasta kişiler öksürürken veya hapşırırken ağız ve burunlarını bir mendille sıkıca kapamalı l Hasta kişilerin eşyaları (kalem, kitap, bardak...) kullanılmamalı.

Meyve sebze tüketin

Soğuk algınlığının kesin bir tedavisi yoktur. Zaten, halkımız bu hastalığın tedavi edilirse 7 günde, tedavi edilmezse 1 haftada geçtiğini çok iyi bilir. Tedavide amacımız, hastalık belirtilerinin giderilmesi ve kişinin rahatlatılmasıdır.

Antibiyotik kullanmak gereksiz, hatta zararlıdır.

C ve A vitamininden zengin sebze ve meyveler özellikle yararlıdır.

Burun tıkanıklığının en iyi tedavisi hiçbir yan etkisi olmayan serum fizyolojik ismi verilen tuzlu suyun buruna damlatılması ve bulunulan ortamın nemli olmasının sağlanmasıdır. Burun açıcı damlalar özel durumlarda, en fazla 3-5 gün süreyle kullanılabilir.

Prof. Dr Ahmet Rasim Küçükusta'nın yazı dizisi
BUGÜN

 

21:04 - 5/2/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Bebeğiniz huysuzsa: işte sebebi

Kategori: saglik icin

Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Mahmut Abuhandan, bir bebek için anne sütünün önemini anlattı ve anneleri uyardı.

Yeni doğan bir bebeğe, 'anne sütü gelmiyor' diye mama yedirilmesi onu huysuzlaştırıyor. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Mahmut Abuhandan, bir bebeğin anne sütünü en iyi şekilde emmesinin bebek ve annenin duruşuna bağlı olduğunu söyledi.

Abuhandan, "Bebeğin sütü yuttuğunu anne duymalıdır. Bu hareketinden dolayı hem anne ağrı hissetmez ve hem de bebek rahat ve huzurludur. Bunlar olmuyorsa bebeğin veya annenin emme pozisyonunda bir yanlışlık vardır." dedi.

Bebeğin ilk aylarda anne sütünü iyi emebilmesi için rahat pozisyonda olması gerektiğini belirten Abuhandan, "Toplumumuzda 'Bebek anne sütünden erken ayrıldı' veya 'Annenin sütü gelmiyor' şeklinde bir peşin hüküm verme hali var. Bu yanlıştır." dedi. Abuhandan, "Her türlü durumda annenin sütü birkaç gün içinde mutlaka gelir; ancak yeni doğan bebek anne göğsünü ağzına iyi alamadığı veya kavrayamadığı için yeterince ememiyordur. Bunun sonucunda bebeğin etkisiz emdiği durumlarda memeler boşalmaz, sürekli şiş ve gergindir. Emzirme anne için ağrılı olup rahatsızlık verir." diye konuştu.

Dr. Mahmut Abuhandan, memeden yeterli süt alamayan bebeğin ağlayacağını, aç kaldığı için sık veya uzun süre emmek isteyeceğini belirterek şunları söyledi: "Giderek huzursuzlanır, memeden kayar, emmeyi reddeder, kendini çeker. İleriki yaşlarda da anne sütünü yeterince içmediğinden dolayı çocuk huysuz olur."

 

www.samanyoluhaber.com

09:02 - 4/2/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


İşte kalbi koruyan dört gıda

Kategori: saglik icin

Sağlıklı zayıflamada varılmak istenen hedef kilo bireylerin varmayı düşündükleri düşük kilolar değildir.

Bilimin kabul ettiği Vücut Kitle İndeksi denen metotla yapılan ölçüm değeri olmalıdır. Vücut kitle indeksi, ağırlığın boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle elde edilir. Bulunan değer 20-24.9 arasında ise bu normaldir. Maalesef pek çok insan vücut kitle indeksinin 20'nin altında olacağı kilolar için çaba gösteriyor. Meslek hayatımda hastaların bu tür baskılarına sık uğruyorum ve onları ikna etmek için büyük çaba harcıyorum. Bilinmesi gereken şey aslında ideal görünümün, estetik görünümün veya sağlıklı olmanın çok zayıf olmakla aynı şey olmadığıdır. VKİ 20'nin altında olması sağlık ve estetik açısından iyi değildir.

MENOPOZDA FORMDA KALMANIN YOLLARI

Fazla kilo varsa kalori kısıtlamasına gidilmelidir.

Hayvansal gıdaların tüketiminde kolesterol içeriği göz önüne alınmalıdır.

Alınan kalorinin yüzde 40'ı karbonhidrat, yüzde 40'ı yağ, yüzde 20'si proteinden karşılanmalıdır.

Bitkisel yağlar, lifli (posalı) gıdalar tercih edilmelidir.

Tuz kısıtlanmalıdır

Aminoasit ve Antioksidan zengini gıdalar tüketilmeli.

Kalsiyum ve B vitaminlerine önem verilmelidir.

Yağdan uzak, kolesterolü düşük, orta ve düşük glisemik indeksli beslenme sistemi oluşturulmalı.

CİLDİN KURALLARI

Sebze ve meyve ağırlıklı beslenme vücudumuza olduğu kadar cildimiz üzerinde de olumlu etkilere sahiptir. Cildinizi yeniden canlandırmak için bol miktarda çiğ meyve, sebze ve sularını tüketin. Etler ve süt ürünleri ve işlenmiş gıdalar (şarküteri ürünleri) yüksek miktarda toksik atık üretir, bu da cilt sağlığını olumsuz yönde etkiler. Cildin doğal yağlarını dengeleyen temel amino yağ asitleri cilt elastikiyetini güçlendirir, cildin canlı görünmesini sağlar. Temel amino yağ asitleri, çiğ kabuklu yemişler, tohumlar ve birçok sebzeden alınabilir. Bunlardan birini ya da daha fazlasını içinde bulunduran bir beslenme düzeni oluşturun. Günde 1.5- 2 litre su için. Şeker vücudun ihtiyacı olan vitaminleri ve mineralleri kendine alır cildi erken yaşlandırır.

Kalbi koruyan gıdalar

DOMATES: Kan damarlarını koruyucu etkiye sahiptir.

YEŞİL ÇAY: Kalp sağlığı için koruyucu bir içecektir kolesterolünün damarlarda birikmesini ve damarların tıkanmasını önler.

SOĞAN, SARMISAK: Kan sulandırıcı etkisi vardır, kolesterolün damarlara zarar vermesini engelleyen bazı bileşenleri içerir.

BUGÜN

09:56 - 16/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Az yediğimiz en faydalı 11 gıda

Kategori: bitkiler

New York Times, internet sitesinde Yemekten kaçındığımız ancak sağlığa en faydalı 11 gıdayı açıkladı.

İŞTE O BESİNLER...

Pancar: Folik asit bakımından zengindir. Kırmızı rengini veren pigmentler kansere karşı savaşır.

Lahana: Kanserle savaşan enzimleri harekete geçiren "sulforaphane" isimli kimyasalı içerir.

Pazı: Yapraklarında, gözleri yaşlanmanın etkilerinden koruyan karotenoid maddesi bulunur.

Tarçın: Kan şekeri ve kolesterolü kontrol etmeye yardımcı olur

Nar suyu: Antioksidan bakımından zengindir. Tansiyonu düşürür

Kuru erik: İçeriğinde yüksek miktarda Antioksidan içerir.

Kabak Çekirdeği: Yüksek mineral oranı erken ölüm riskini azaltır.

Sardalya: Demir, magnezyum, bakır, çinko, fosfor, potasyum, manganez içerir

Zerdeçal: Vücutta iltihaplanmayı önler ve kansere karşı koruma sağlar

Yaban Mersini: Hafızayı kuvvetlendirir.

Kabak: Kalori değeri düşük, lifler bağışıklık sistemini güçlendiren A vitamini bakımından zengindir. Uzun süre tok tutar.


13.Ocak.2009 14:19:28

www.samanyoluhaber.com

 

09:48 - 15/1/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Tanım
bitkilerin faydaları hakkında internetten derlenmiş bilgiler.
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
gönül sepetinden
Kategoriler
BLOG YARDIMI
ÖRGÜ DANTEL YEMEK
Son Yazılar
- Beslenmede doğru bilinen 7 yanlış
- Dikkat! İlaç kokteyli öldürebilir
- Kanseri önlüyor zayıflatıyor kalbe iyi geliyor
- Mutfağınızdaki Şifa Kaynağı:BAL
- En Doğal Antibiyotik; Adaçayı
- Hem koruyor hem de güzelleştiriyor
- Antibiyotiğin bilinmeyen zararı
- Bebeğiniz huysuzsa: işte sebebi
- İşte kalbi koruyan dört gıda
- Az yediğimiz en faydalı 11 gıda

Arkadaşlarım

butterfly
aysenceyiz
gelincikler
firefly
hobilerimveben
yapabildiklerimbunlar
nancy1
agrippina
woelfin Barış
modelevi
sewda
papatyatarlasi
2307
oyaamma
zehra50
fidelya
handworks
almulaca
eliisi
1incitanem
orgucafe
nako
sibelalp
jojo1
meltemcehobiler
fistikguzeli
sevilayca
nalanna
canbahar
aytence
biryudumhobi
muzurx
gul1973
agustosyagmuru50
1altin
kimyager1067
zehra1974
sirinorguler
nettenorgu
siyahzambak61
gulsevce
blogkimyasi